
Kitap | : Damla Kuyusu |
Yazar | : Mustafa Erkenekli |
Yayınevi | : Malatya Araştırmaları Derneği Yayınları |
Baskı | : 1. Baskı – Mayıs 2011, Malatya |
Cilt | : Tek cilt, Ciltsiz |
Sayfa | : 100 |
Tür | : Şiir |
Dil | : Türkçe |
Kapak-Sayfalar | : Karton kapak – Kitap kâğıdı sayfalar |
Boyutlar | : 12,5 X 21,5 cm |
Resmi Sitesi | : – |
“Bana öyle bir şiir yaz ki;
Hep beni anlatsın.” diyorsun.
Bir şiir seni anlatmaz ki,
Anlatılmazsın, biliyorsun.
Nüfus cüzdanına göre 31 Temmuz, büyüklerine dediğine göre ise 26 Mart 1972 tarihinde Adıyaman ili Gölbaşı İlçesinde ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu aynı yerdeki Cumhuriyet ilkokulunda, ortaokulu Gölbaşı Ortaokulunda, lise öğrenimini Eskişehir Demiryolu Meslek Lisesinde tamamladı.
Liseyi bitirdiği 1989 yılında Hatay’ın Dörtyol ilçesi Payas Beldesindeki TCDD Yakacık Lojistik Müdürlüğünde memuriyet hayatına başladı. Ardından da Gölbaşı/Adıyaman, Tatvan/Bitlis, yeniden Gölbaşı/Adıyaman’da çalıştı ve halen Malatya’da TCDD bünyesinde memuriyet hayatına devam etmektedir.
Kısa öykü, deneme ve basılmamış bir roman çalışması da mevcut olan şairin şiir ve yazıları: Malatya Hâkimiyet, Malatya Büyükşehir, Malatya Net Haber, Türk-Ay, Merhaba Gölbaşı, Alternatif Bakış, Adıyaman GAP Olay, Adana-Ceyhan CRTV Haber gazeteleri ile Mavi Çınar, Anadolu’m, Kardelen, Sevgi Yolu, Ortanca ve Mahzunice dergilerinde yayınlandı. Şiirlerinin bir kısmı Anadolu Âşıkları ve Antalya Güllük Güldestesi adlı antolojilerde yer aldı. Ayrıca Etem KARAÜZÜM tarafından kaleme alınan “Bizim Hücre-Ben ve Çatlı” ile “Beni Âşık mı Edeceksin?” isimli kitapların editörlüğünü üstlendi.
Evli ve iki çocuk babası olan şair, yukarıda adı geçen yayın organlarının bir kısmında halen şiir ve makale yazmakta, şiirlerinde kimi dem, yanık ve içli bir sevdayı; kimi dem de toplumsal konuları ele alıp işlemektedir.”
1987 yılında mezun olduğum Demiryol Meslek Okulu, TCDD bünyesinde öğretim veren ve öğrencilerin her şeyi kurum tarafından karşılanan parasız yatılı liseydi. Burada demiryollarınca ihtiyaç duyulan kalifiye personel yetiştirilir, okul bitiminde mecburi hizmetli olarak doğrudan öğretim alınan branşlarda kurumda işe başlatılırdı.
Kökleri 1915 yılında İzmir’de açılan Şimendifer Mektebi’ne dayanan Demiryol Meslek Okulu, bu adla ilk kez 1 Ekim 1942’de öğrenci kabul etmiştir. Yıllar içerisinde bir kaç kez kapanıp açılan okul, son kez 1974 yılında Eskişehir’de öğretime başlamıştır. Ancak, 1998 yılında alınan yanlış politik kararla devletimizin en köklü kurumlardan birinin, demiryollarının pınarı yok edilmiş, okulumuz kapatılmıştır.
Bu okulda başlayan arkadaşlıklar ve abi-kardeş ilişkileri, okul sonrasında diğer mezunlarla buluşarak büyürdü. İlk mezunlardan (1945) son mezunlara (1998) kadar, büyük bir kıymetle sürdürülen sevgi-saygı bağları, önce 1955 yılında açılan DEMOK (Demiryolu Meslek Okulu Mezunları Derneği), sonra da 1991 yılında hayata geçirilen derneğin yayın organı Kardelen ile daha da sıkılaşmıştır.
Okuldaşım Mustafa Erkenekli ile kurulan bağ da aynı kıymetle halan devam etmekte. Dostluğuna dayanarak ismiyle hitap edeceğim Mustafa benim iki dönem altım. Bizler üçüncü sınıfta iken o birinci sınıftaymış, bir yıl birlikte okumuşuz. Ancak, hiyerarşik muhataplıktan dolayı ‘birler’ ve ‘üçler’ arasında pek bağ olmadığından, onu okulda tanıma şansım olmadı.
Kardelen‘de yayımlanan şiirlerini severek okuduğum şair Mustafa ile yüz yüze tanışmamız yılını hatırlayamadığım bir DEMOK kongresinde Ankara’da mümkün oldu. Uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduğum gönül dostu bu adamın sert bir duruşu olsa da, candanlık eşiğini geçtikten sonra kocaman, sevgi dolu bir yüreği karşılıyor sizi. Kâğıda aktardığı mısraları gibi esir alıveriyor dakikalar içinde sohbetiyle. Kalem ve kâğıdın dostluğunu, yarenliğini yakalayabilmenin hem gücü hem de bir ferahlığı var üzerinde.
Damla Kuyusu‘nun “Şairinden…” (s.3-4) başlıklı giriş yazısında kendisine bahşedilen yeteneklerine karşı bir sorumluluk, bir görev bilinciyle yazan Bahaettin Karakoç’la olan bir anısından bahsederken, kendisinin de aynı niyetle yazdığını belirerek, şairliğini ve şiirini şöyle anlatır:
“Şairlik, iğneyle kuyu kazmakmış,
Zihnimin ucunda sözcük üşüyor.” (s.12)
oku‘yorum
Damla Kuyusu, Mustafa Erkenekli’nin ilk kitabı. Benim de Erkenekli okumalarımın başlangıç noktası. 2011 yılında Malatya Araştırmaları Derneği Yayınları’ndan çıkan kitabın yeni baskısını olmadığından, 2 Aralık 2019 tarihinde Nadir Kitap üzerinden Kapadokya Yayınevi‘nden 15,00 TL (+ Kargo) karşılığı ikinci el olarak temin ederek kütüphaneme kattım.
Tasarımı A. Erol Kurhan’a ait olan kitabın ön kapağındaki fotoğraf Nurşen Biçer’e ait. Arka kapağında ise Mustafa’nın biyografisini oluştururken yararlandığım kısa bir yaşam öyküsü, bir fotoğrafı ve şiirinden bir dörtlük yer alıyor.



İnsanın hikâyesini anlatıyor her seferinde yeniden, anladığı dilden. Kızıyor bir yandan olmayanlara, küskünlük, umutsuzluk arada kırgınlık barındırsa da yine de tutuyor bir ucundan kalemiyle çiziyor yarınları daha iyisi için.
Duruşunu saklamıyor. Halk ozanı edası vardır dizelerinde. Geleneklere bağlı ama bilgiye ve gelişmeye de inanıyor, derleyip toparlayıcı ama sıkıştırıcı değil, eskiye özlemi var ama yönü ileri dönük. Geçmişin birikimini geleceğin heyecanıyla buluşturan ozanlardan. Bir ritmi bir melodisi vardır deyişlerinin, saza dökülmese, notaları olmasa da.
“Şairinden…” (s.3-4) başlıklı giriş yazısında okurun “bu şiirler için kitap yapmaya değermiş” diye düşünmesini umarak, “başkalarının da okuması için fikirlerini” belirtmesini istemiş. Kendi adıma büyük bir keyifle okuduğum şiirlerini iyi ki kitap haline getirmiş, iyi ki bizlere hepsini bir arada okuyabilme olanağı sunmuş. Kalemi güçlü bu ozanın eline, diline, yüreğine zeval gelmesin, yazmak çok yakışıyor zira. Peşpeşe gelecek eserlerin habercisi olan bu ilk kitap, edebiyatseverlerin özellikle de şiir dostlarının kütüphanesini zenginleştirecektir.
***
Büyük çoğunluğu Malatya Hakimiyet Gazetesi’nde yayımlanmış olan şiirlerinden seçmeler yaptığı eserini şair.“hayatın bütün zorluklarını benimle beraber göğüsleyen sevgili eşim ve oğullarıma…” (s.7) notuyla eşine ve çocuklarına ithaf etmiş.


“Üç Harfin Hikâyesi” (s.7-40), “Damla Kuyusu” (s.41-76) ve “Bam Telinden” (s.77-100) başlıklı üç bölümden oluşan kitapta şairin 2004-2011 tarihleri arasında Gölbaşı, Malatya ve Tatvan’da kaleme almış olduğu toplam 62 şiiri yer alıyor. Ağırlıklı olarak düz ve zengin uyaklı şiirler yazsa da, çapraz ve sarma düzende tunç ve cinaslı uyaklı şiirleri de bulunmakta.
“Üç Harfin Hikâyesi” başlıklı birinci bölümde çoğunluğu 5-6 kıtalık 23 şiir yer alıyor. Bunlardan “Yastığıma Diken Koyma” beşlik, diğerleri dörtlükler halinde; “Ben + Sen = Biz”, “Pazarlık”, “Ben Seni Ben Gibi Sevdim” ve “Her Vurgunda Eksildim” serbest ölçüde, diğerleri ise (6+5) veya (7+7) hece ölçüsünde yazılmış.
- Üç Harfin Hikayesi(s.9)
- Gel de Nasil Gelirsen Gel(s.10)
- Ne Söylesem Az Gelir(s.11)
- Sevdam Kale/m/den Düşüyor(s.12)
- Sen Beni Üzüyorsun(s.13)
- Ben + Sen = Biz(s.14-15)
- Mühürle Dudağını(s.16)
- Tutamadım Zamanı(s.17)
- Gönlüme Sitemdir(s.18-19)
- Gülizar(s.20-21)
- Gülizar (Düşlerim Rüyada Kaldı)(s.22)
- Gülizar (Gönül Kırık Bir Saz)(s.23)
- Gülizar (Uğruna Can Verdim)(s.24)
- Pazarlık(s.25)
- Ben Seni Ben Gibi Sevdim(s.26-27)
- Sebeb-i Ziyaret(s.28)
- Serçe Yavrusunun Sarı Gagası I-II-III(s.29-31)
- Ş(ik)ayetname(s.32-33)
- Üstümde Yürüyen Yollar(s.34)
- Kır Kalemi(s.35)
- Her Vurgunda Eksildim(s.36-37)
- Yastığıma Diken Koyma(s.38-39)
- Terk-i Diyar(s.40)
Bölüme adını veren ilk şiir “Üç Harfin Hikayesi”, devamında gelen şiirlerinin adeta özeti gibi. Dizeleriyle aşkı tarifleyen ozan, bu çatı altında oluşabilecek bütün duyguların, yaşanabilecek her tür durumun çıkış noktasını, sebebini, varacağı yeri, sonucunu en baştan işaret ediyor.
“Kimse sual edersen, vardır mutlak tarifi,
Sevdanın pınarından içip de kanmaktır aşk.
Aptalı bilge yapıp cahil eder arifi,
Bilmediğin şeyleri, bildiğin sanmaktır aşk.
…
Sevdayı bebek gibi yüreğinde uyutup,
Sevdiğini dünyada her şeyden üstün tutup,
Zamanı geldiğinde hayatını unutup,
Çok sevdiğin canından, bıkıp usanmaktır aşk.”
Buram buram aşk ve sevda kokan bu bölümdeki şiirlerinde aşkı anlatır, yüceltir ve herkesi insanı insan yapan en güzel şeye aşka çağırır. Sevdaya olan inancı, sevdiğine duyduğu aşk öyle büyüktür ki, Ferhat’ı, Mecnun’u, Keremi kıskandırmaktadır.
Bir yandan her kavuşamayan aşığın sevdiğine duyduğu sonsuz özlemi taşır içinde. Yokluğunun verdiği ıstırap, hasret yakar, kavurur yüreğini. Dönsün ister, vuslat olsun ister. Ruhunu pişirip olgunlaştıran ateş, aynı zamanda aciz, çaresiz, yorgun düşürür, aç, sefil bırakır, uykular haram olur gözlerine, sağlıklı düşünemez, bütün evreni ondan oluşmuştur, ondan gayrısı boşluktur, manasızlıktır. Herşeyi unutup, affedip, eski günleri yaşayacaktır, yeter ki gelsindir sevdiği. Bir yanı da gidişine, onu terk edişine, öylece bir başına bırakışına, onu duymayışına, anlamayışına sitem eder, ilenir, zaman zaman da öfke duyar yalan yoktur.
Yaşadığı aşk acısının, yüreğinin yangının, gözlerindeki yaşın kusurunu her zaman onu anlamayan, dönmeyen, sevmeyen yâre yüklemez. Suçlu, söz geçiremediği kendidir, bütün uyarılara kulak tıkamış gönlüdür, yüreğine teslim olmuş aklıdır. Kendinle dertleşmeyi de unutmaz, hatta bu acıyı bile isteye çağıran kendini sigaya çekmeyi de.
Üç Harfin Hikâyesi’nden tadımlık
“Damla Kuyusu” başlıklı ikinci bölümde çoğunluğu 8 kıtalık 24 şiir yer alıyor. Bunlardan “Ana” ve “Uygur’da Yiten Uygarlık” ikilik, “Ankara”, “Destanın Destanı” ve “Şair ve Şiir” beşlik, “Bayram Ağıtı” serbest ölçüde, diğerleri ise dörtlükler halinde ve (4+4), (6+5) veya (7+7) hece ölçüsünde yazılmış.
- Damla Kuyusu(s.43)
- Ankara(s.44-45)
- Melâl(s.46-47)
- Ahirim Bugünden Zahir(s.48)
- Sürgün Düşler (Düş Sürgünü)(s.49)
- Ana(Cinas)(s.50)
- Birisine(s.51)
- Kahır İşçisi(s.52)
- Biçare(s.53)
- Hazan Yeşili(s.54-55)
- Bu Çocuklar Bizim(s.56)
- Kābus(s.57)
- Uygur’da Yiten Uygarlık(Cinas)(s.58)
- Arayış(s.59)
- Sevgi Fukarası(s.60-61)
- Destanın Destanı(s.62-63)
- Bayram Ağıtı(s.64-65)
- Çete(s.66-67)
- Rasat(s.68)
- Sorgu(s.69)
- Oğullarıma (Burak ve Emre’ye)(s.70-71)
- Şair ve Şiir(s.72-73)
- Dua(s.74-75)
- Netice(s.76)
İlhami Çiçek’in Satranç Dersleri’ne gönderme yaparak “Her şair yağmur seli, her şiir gözyaşıdır” (s.72) demekte ve şiire olan tutkusunu, kaleme olan sevdasını anlatır bizlere (“Şair ve Şiir”). Yürek sesidir, iç çekişidir, umududur, heyecanıdır şiir onun. Tek gücüdür elinde kuvvetle tuttuğu. Zırhıdır ruhunu, aklını, yüreğini koruyabildiği, silahıdır üzerine üzerine gelen yaşama direnebildiği.
Zorlu geçen hayatının farklı noktalarına da dokunan şiirlerinde yaşamı sorgular, hayatta kalabilmek, insan olabilmek adına verdiği mücadelelerini, yaşadığı sıkıntılarını, acılarını, ıstıraplarını, yorgunluklarını, sevgisizliği, vefasızlığı aktarır. Bir tarafı direnirken, kavga verirken bir yanı çaresizdir, umutsuzdur, kırılmış, usanmıştır. Yaşamının boşa geçtiğini ve bir mutlu gün göremeden, öylece ölüp gideceğini düşündüğü, bunaldığı, yalnızlık hissettiği anlarda en vefalı yâri olur şiir.
Çekilir köşesine kendisiyle konuşur, dertleşir, kendi içinde çözmeye çalışır her ne varsa yaşamına dair. Dostları duyarsız, yakınları vefasızdır. Kendinde kendini arar, insanı arar, Hakkı arar. Çaresizlik ağırlaşınca umut beslediği tek yöne açar ellerini, ona yalvarır, ona sığınır. Bu dünyadaki yorgun bedenini ve ruhunu onun cennetinde dinlendirmeyi niyaz eder (“Dua”).
Yüreğini açtığı dizeleri, aslında yaşama tutunmaya, var olmaya çalışan hepimizin sesidir. Anasına döker içini bazen, ondan başka can, candan bulamaz (“Ana”). Bazen de Hacı Dayı örneğindeki gibi yanındakinin yaşamına döner yüzünü, onların acıları, sıkıntıları üzerinden anlamaya çalışır hayatın gizlerini, insanın var olabilme mücadelesini (“Hazan Yeşili”).
Kendiyle hasbihali onu eskilere götürür. Çocukluğuna duyduğu özlem duyulur dizelerinde. Oynadığı oyunları, komşuluklar, dayanışmalar, paylaşımlar bir bir gelir geçer gözlerinin önünden (“Çete”). O güzelim dönemlerini yaşayamayan bütün çocukların ağıdı olur dizeleri. Hayatları kararan, karartılan… Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirine gönderme yaparak, yoksun, yoksul çocuklara selam çakarak bayramları olsun, şeker yiyebilsinler ister (“Bayram Ağıtı”). Oğulları Burak ve Emre’yi de aynı niyetlerle zalim, acımasız, menfaatleri için her şeyi yapabileceklere, insansı varlıklara, topluluklara karşı uyarır (“Oğullarıma”).
Ömrünü adadığı demiryollarına ve ‘kahır işçisi’ dediği demiryolcuya dokunmaması mümkün müdür? İlk sevdalarından biridir o kükreyen lokomotif, uzayıp giden raylar. Çilesini anlatırken gurur duyar yaşadıklarından, sevgisidir onu söyleten aslında (“Kahır İşçisi”).
Hayal kırıklığı yaşadığı Ankara’yı anlatır bir şiirinde. Her şey para, makam, unvan, çıkar olmuştur burada. Vicdanlar kaybolmuş, izanlar durmuş, hakkaniyet ve liyakat bitmiştir. Sevmek için en ufak bir işaret yoktur bu gri şehirde. 2012-2021 yılları arasını Ankara’da geçirmiş biri olarak her dizesine sonuna kadar katıldığım bir haykırış olmuş. Benimle konuşmayan, ses vermeyen Ankara, içerisinde hüzünlü öyküler bırakarak, adeta kaçarak ayrıldığım bir şehirdi benim için de (“Ankara”).
Bütün dünyaya ders niteliğindeki, tarihte bir eşi daha olmayan Türk halkının destanını, yenilmez denilen dünya ordusuna bütün yokluklara rağmen geçit vermeyen ve “Çanakkale Geçilmez!” başlığını tarihe onurla işleyen bir ulusun vatan sevdasını; onuru, kavgayı, mazlumların ahını şiirlerine taşımayı sorumluluk olarak gören ozanın dizelerinden okumak ayrı bir haz oldu. Çanakkale Zaferi’ni anlatırken, şehitlere, gazilere selam durduğu kadar, hayatlarını bir an için bile düşünmeden feda eden atalara yakışan bir ulus olmayı da arzulamaktadır (“Destanın Destanı”).
Çin’de giderek etnik kırıma dönen Uygur Türklerine yapılan zulme sessiz kalamayan ozan, aynı köklere sahip olduğumuz insanlarımıza sessiz kalan Türk dünyasına, insan hakları havariliğine soyunan ancak bu konuda körleşen, sağırlaşan Batı dünyasına sitem eder, öfkesini, isyanını haykırır (“Uygur’da Yiten Uygarlık”).
Damla Kuyusu’ndan tadımlık
“Bam Telinden” başlıklı üçüncü bölümde ise çoğunluğu 5-6 kıtalık 15 şiir bulunuyor. Bunlardan “Ba/Kanı Bozuk” ikilik, diğerleri ise dörtlükler halinde ve (4+4+3), (6+5) veya (7+7) hece ölçüsünde yazılmış. Kitabın bir kıtalık “Sözüm Meclisten Dışarı” ile en kısa ve on beş kıtalık “Vahşi Batı” ile en uzun şirii bu bölümde yer alıyor.
- “Bedevi”(s.79)
- “Vahşi Batı” (s.80-82)
- “Hırsız Vaaarrr!”83
- “Kime Ne Oldu?”84-85
- “Efe-Mine”86-87
- “Küçük Büyüklük”88
- “Onur Değirmeni”89
- “Ba/Kanı Bozuk”90-91
- “Sözüm Meclisten Dışarı”92
- “Tele-Umumhane”93
- “Adını Arayan Şiir”94-95
- “Tamirhane”96-97
- “Sipariş”98
- “Koltuk Sevdası”99
- “Mozaik”100
Daha çok toplumsal bozulmaya, çürümeye, yozlaşmaya dikkat çektiği şiirleri yer almakta bu bölümde. Özellikle de sevgi saygının azaldığı, dayanışmanın, paylaşımın bittiği, insanların kişisel çıkarlarından öte bir şey düşünmediği, artık başkasının derdine yanmadığı büyükşehir yaşamına, buradaki iri iri çarkların arasında umarsız, ruhsuz, bencil hayatlara sitem eder. Bir yandan da eski zamanları, naif yaşamları özler, yitirilen değerlere öykünür.
Ülkemizi soyan yerli hırsızlara, halk düşmanlarına söverken, dünyayı sömüren sözde medeniyet ve insan hakları havarisi batılı emperyalistler de alır nasibini. Daha iyi anlayabilsin diye dinleyenleri tarihi olay örgüsüyle işler bazen (“Ba/Kanı Bozuk”), bazen de birer meselle bağlar dizelerini (“Bedevi”).
Öfkelidir gidişata, söyleyecek şeyi çoktur ikiyüzlülere, makam için, para için, çıkar için her şeyini satanlara, onursuzlara. Bizi soyan hırsızların, göstermelik iyilik yapanların, insanları acıtanların yüzüne vurur arsızlıklarını, utanmazlıklarını. İftar çadırları kaldırılsın, yoksulluklar bitirilsin ister, gerek kalmasın çadırlara, herkesin iftar yeri kendi evi olsun der (“Onur Değirmeni”).
Ülkemizin bölünmesinden çıkar sağlayanlara da vardır sözü. Bu topraklarda yaşayan her kültürün, her dinin, mezhebin, etnik yapının mozaik olduğunu, bizim bir arada zengin olduğumuzu, güzel olduğumuzu, bir eksik olunsa o mozaiğin dağılacağını, desenin bozulacağını anlatır (“Mozaik”), halkların kardeşliğini haykırır.
Bam Teli’nden tadımlık
Hazırlayan: Birol Kutkan 03.11.2021 / Son Güncelleme: 20.03.2025