Albert Schweitzer

“Sevgili Okurlar, Sizlere, büyük dikkat ve titizlikle tarih sayfalarından seçtiğimiz ünlü kişilerin yaşam öykülerini sunuyoruz.

Bu gerçek öyküler, kendisini insanlığa ve milletine adamış kişilerin çok güç koşullar altında bıkmadan, yorulmadan, yaşamları pahasına yaptıkları çalışmalarla doludur. Bu çalışmalar sonucundadır ki, insanlık büyük felaketlerden, milletler işgallerden kurtulmuş, uygar toplumlar, modern devletler kurulabilmiştir.

Her biri geniş bir çevirmen, redaktör ve ressam kadrosuyla titiz çabalar sonucu hazırlanmış bu kitapların içinde, bizleri bugünün onurlu uygarlık düzeyine ulaştırmış kişilerin sonsuz araştırmalarını, kahramanlıklarını, zaferlerini ve gizli kalmış yönlerini bulacaksınız. Ünlülerin yaşam öykülerini yansıtan her kitabımız, çok sayıda yerli ve yabancı kaynak araştırmasıyla başlatılan uzun çabalar sonucu oluşturulmuştur.

Dileğimiz, adlarını tarih sayfalarına altın harflerle yazdırmış bu kişilerin sizler için birer esin kaynağı oluşturması ve siz değerli gençlerin de gelecekte onların onurlu ve yüce kervanına katılmasıdır.”

Albert Schweitzer

Birol Kutkan
Hazırlama: 31.07.2024 / Son Güncelleme: 17.08.2026

Zaman zaman hayatımıza kıymetli insanlar, eserler girer ve kırılıverir yaşamımız bir yerinden iyiye, güzele doğru. Tam da kendimizi yorgun, umutsuz, yalnız hissettiğimiz anlarda gelir katılıverirler yolculuğumuza. Bir yerleri işaret ederler, bir şeyleri fısıldarlar içimize içimize. Bildiğimiz ama göremediğimiz elimizdeki kıymetleri, var olan gücümüzü hatırlatırlar bize. Silkinir kendimize geliriz, belki biraz mahcup ama daha inançlı, daha direngen, daha güçlü.

Böylesine kıymetli yol arkadaşlarımdan biri de her karşılaşmamızda iyi ki tanımışım dediğim Albert Schweitzer olmuştur. Öyle ki, onu tanıdığım günden bu yana ne zaman bir konuda bahane üretecek, miskinlik yapacak olsam gelir koluma girer, sürükler götürür beni. Aynı bahanelerle hedeflerinden vazgeçenlere de sürekli onu salık verir, yaşam öyküsüne bir göz atmalarını öneririm.

Schweitzer’in yaşamı, onu tanıştırdığım onlarca genç arkadaşımdan biri olan Seray Düral’ın daha lise yıllarında, “hiçbir şey için mazeret yok” prensibi edinmesinde örnek olmuştur örneğin. Bu da onu bugün iyi bir sosyolog olduğu kadar iyi bir okur, iyi bir araştırmacı olmaya itmiştir ki, aynı prensiplerle yürümeye devam ettikçe ben onun ilerleyen yıllarda çok güçlü ve yetkin bir bilim insanı olacağına yürekten inanıyorum. Bazılarına doğrudan bazılarına da satır aralarında yaşamını kendilerine aktardığım Schweitzer denilen deniz fenerinin, o gençlerin (bazıları artık orta yaş bile sayılabilir) yaşamlarına hala aynı ısrarla ışık vermeye devam ettiğini düşünüyorum.

Kimdir pekâlâ bu Albert Schweitzer?..

Bach’ın en zor eserlerini icra eden döneminin en başarılı ve bol ödüllü bir müzisyeni, Avrupa’nın en tanınmış teolog ve felsefecilerinden biri, rahiplikle başladığı mesleğine üç doktora ve profesörlük ekleyen bir eğitimci, dünyanın neredeyse bütün sayılı üniversitelerinde kürsüsü bulunan bir akademisyen, Nobel Bilim Ödülü sahibi bir bilim insanı, birçok ülkenin ulusal nişanı ile onurlandırılmış ama bir o kadar da mütevazı bir halk adamı, bütün bunların yanı sıra çok şeker bir aile reisi ve baba, en kıymetlisi de içindeki heyecanlı çocuğu öldürmeyen neşeli, alaycı kendi deyimiyle “uzun tüylü bir köpeğe benzeyen yaratık.”

Ama o ne yapıyor üniversitede öğretim görevlisi iken dergide okuduğu bir haber üzerine Afrika’nın yerli halklarına sağlık götürmek için otuz yaşını aşmış olmasına aldırmıyor ve zorlu bir tıp eğitimi alıp doktor oluyor. Ardında da kendini eleştiren, vazgeçirmeye çalışanlara inat bütün kariyerini, konforunu, unvanlarını terkederek, kendine inanan eşiyle birlikte Lambaréné’ye gidiyor, adeta kendini o coğrafyanın insanlarına adıyor.

Yalnızca söyledikleri ile değil, sürekli olarak “yaşama saygı” diye haykırarak yaşam pratiği ile de insana, hayatın kendisine saygı duymayı, bunun için bize yakıştırılmış, bize verilmiş tüm unvanların bırakılabileceğini, adanmışlığı, direnmeyi, vazgeçmemeyi, bahane üretmemeyi, umudu bırakmamayı, tüm olumsuzluklara, yokluklara rağmen yapılacak her zaman bir şeyler olduğunu (bugün dahi aynı coşkuyla) anlatıp durur.

Yerilerin ‘Beyaz Büyücü’ dediği bu doktor, yokluğun en derin hissedildiği bir coğrafyada büyücülük(!) yapıp inanılmazı başarır. Zehirli örümcekleri temizleyerek kümesten bozma sazdan bir kulübeden oluşan minik hastaneyi dev gibi bir sağlık kompleksine dönüştürü. Hôpital Albert Schweitzer adıyla günümüzde de hizmet vermeye devam eden bu hastaneden her yıl yaklaşık 50.000 kişi yararlanmaktadır. Bunun için nasıl bir büyü kullandığı ise okunmayı bekleyen yaşam öyküsünde gizli.

Bu çılgın(!) doktorun yaşamını anlatan The Story of Albert Schweitzer(1), ilk kez Random House Books for Young Readers tarafından dünyayı dönüştüren büyük olayların ve kişilerin yer aldığı ‘Landmark Books’ serisinin 33. kitabı olarak 12 Eylül 1957’de New York’da yayımlanmış.(2) Anita Daniel’ın macera romanı tadında kaleme aldığı bu biyografiyi, Dr. Schweitzer’ı Lambaréné’deki hastanesindeki çalışmalarını, oradaki yaşamını birebir gözlemleyerek, onunla sohbetler ederek ortaya çıkarmış. Avrupa ve Amerika arasında transatlantik anlayış ve kültürel alışverişe yaptığı katkılarla tanınan ve her iki kıtayı birbirine tanıtmayı amaçladığı gezi kitapları kaleme alan Amerikalı yazar ve gazeteci Anita Daniel’ın bu eseri, birebir tanıklığa ve ilk ağızdan bilgilere dayanması açısından kütüphanelerde bulunmayı ve okunmasını zorunlu kılıyor.

Hazırlanması aşamasında çok ciddi destekler alan eserin kapak tasarımlarını ve iç sayfa resimlendirmelerini, konusunda oldukça başarılı ve bol ödüllü ressam, illüstrasyoncu Witold Tadeusz Mars(4) yapmış, kitaptaki fotoğrafları da birçok önemli belgeselde imzası bulunan Amerikalı film yönetmeni ve yazar Erica Anderson çekmiş.

Kitap, arka kapakta yer alan şu notla okurlara sunulmuş:

[“Ekvator Afrika’sındaki Lambaréné’de, yerlilerin, vahşi hayvanların ve ormanın öldürücü böceklerinin ortasında küçük bir evde, tüm dünyada sevilen ve saygı duyulan bir adam olan Albert Schweitzer yaşamaktadır.

Henüz yirmili yaşlarındayken hayatını misyonerlik çalışmalarına adamaya karar verdi. Afrika’da insanların korkunç tropikal hastalıklardan öldüğünü, çünkü onları tedavi edecek doktorların olmadığını duymuştu ve onlara yardım etmek istiyorsa tıp okuması gerektiğini biliyordu. Birkaç yıl sonra, tıp diplomasını aldıktan sonra, kendisine hastane inşa etmesi için küçük bir arazi tahsis edilen Lambaréné’de bir görevi kabul etti.

Her biri geniş bir çevirmen, redaktör ve ressam kadrosuyla titiz çabalar sonucu hazırlanmış bu kitapların içinde, bizleri bugünün onurlu uygarlık düzeyine ulaştırmış kişilerin sonsuz araştırmalarını, kahramanlıklarını, zaferlerini ve gizli kalmış yönlerini bulacaksınız. Ünlülerin yaşam öykülerini yansıtan her kitabımız, çok sayıda yerli ve yabancı kaynak araştırmasıyla başlatılan uzun çabalar sonucu oluşturulmuştur.

Anita Daniel, Dr. Schweitzer ile birçok kez görüşme ayrıcalığına sahip olmuştur. Onun heyecan verici maceralarla dolu hayatının öyküsü, büyük bir adamın hayati ve sadık bir portresidir.”]

Okumasını yaptığım Albert Schweitzer ise Yaşar Kandemir Alpan’ın The Story of Albert Schweitzer’ın özetin özeti denilebilecek formattaki bir çevirisi. Öğün Yayınları tarafından yayımlanan kitabın kapak tasarımı Yücel Köksal’a, iç resimlemeleri de Erol’a (soyadı bulunmuyor), basım tarihi ise belirtilmemiş. Kitap için ‘özetin özeti’ ifadesini kullanmak çok doğru bir tanımlama olur, zira eserin orijinal baskısı 17,5×22,5×6 cm ebatlarında ve 179 sayfa olmasına rağmen, bu çeviri hem 11,5×20,5×1 cm ebatlarında hem de 96 sayfadan oluşmakta.

The Story of Albert Schweitzer‘ı tam metin haliyle okumak isteyenler, Hayata Hürmet başlıklı Mefharet Ersin çevirisini (Amerikan Bord Neşriyat, 1961, 112 sayfa; Redhouse Yayınevi, 1972, 144 sayfa; Redhouse Yayınevi, 1974, 144 sayfa) tercih edebilirler.

Kitabın arka kapağında 20 kitaplık ‘Çağın Ünlüleri’ dizisinin listesi yer alıyor. Ön kapakta yer alan ve kitabın seri numarası olduğunu düşündüren“8” ibaresinin aksine, Albert Schweitzer dizinin dokuzuncu kitabı olarak görünüyor. Kitabın hemen girişinde de bu dizinin neden çıkarıldığına dair yayınevinin bir notu yer alıyor:

“Sevgili Okurlar, Sizlere, büyük dikkat ve titizlikle tarih sayfalarından seçtiğimiz ünlü kişilerin yaşam öykülerini sunuyoruz.

Bu gerçek öyküler, kendisini insanlığa ve milletine adamış kişilerin çok güç koşullar altında bıkmadan, yorulmadan, yaşamları pahasına yaptıkları çalışmalarla doludur. Bu çalışmalar sonucundadır ki, insanlık büyük felaketlerden, milletler işgallerden kurtulmuş, uygar toplumlar, modern devletler kurulabilmiştir.

Her biri geniş bir çevirmen, redaktör ve ressam kadrosuyla titiz çabalar sonucu hazırlanmış bu kitapların içinde, bizleri bugünün onurlu uygarlık düzeyine ulaştırmış kişilerin sonsuz araştırmalarını, kahramanlıklarını, zaferlerini ve gizli kalmış yönlerini bulacaksınız. Ünlülerin yaşam öykülerini yansıtan her kitabımız, çok sayıda yerli ve yabancı kaynak araştırmasıyla başlatılan uzun çabalar sonucu oluşturulmuştur.

Dileğimiz, adlarını tarih sayfalarına altın harflerle yazdırmış bu kişilerin sizler için birer esin kaynağı oluşturması ve siz değerli gençlerin de gelecekte onların onurlu ve yüce kervanına katılmasıdır. ÖĞÜN YAYINLARI”(s.2)

Albert Schweitzer, internet ortamında bir kitap araştırması yaparken tesadüfen çıkıverdi karşıma, üstelik de tanıdık bir sahafta. Yaklaşık yirmi yıl önce Yakın Kitabevi‘nden tanıdığım Esat arkadaşımızın Alsancak’ta açmış olduğu Yeldeğirmeni Kitabevi‘nde. Varlığından kitap sevdalısı dostum Murat’ın sayesinde haberdar olduğum yer İzmir’den uzak kaldığım yıllarda açılmış. Artık ne zaman Alsancak’a yolum düşse buraya uğramadan, Esat’ın bir çayını içmeden dönmemeye çalışıyorum.

Böylesi ziyaretlerin birinde (30 Temmuz 2024), hoş bir sohbetin ardından 10,00 TL karşılığında edindiğim Albert Schweitzer, Kütüphanemde hep özel bir bölüm ayırmayı düşündüğüm Schweitzer köşesinin ilk konuğu olmuş oldu.

Kitabı aldığım gün, otobüste bir göz atayım derken tamamını okuyuverdim. Ancak, oldukça keyifli ve akıcı giden okuma (yalnızca bendeki baskısında olduğunu umduğum hatalı sayfalar yüzünden) sekizinci bölümde maalesef birden sekteye uğradı. Dokuzuncu bölümden itibaren kitap bitene kadar her bölümün ilk sayfası hatalı basılmış olduğundan sayfa sıralarını anlamak biraz zamanımı aldı. Başka okumalarda kesintiler olmasın, akışkan bir okuma sağlanabilsin diye ihtiyaç duyulan sayfaların alt kısımlarına yönlendirme notlarımı düştüm.Eseri kütüphanesine katmak isteyecek okurlar, almadan önce kitaba bir göz atarlarsa iyi olacaktır. Aslında oldukça keyifli bir okuması olan kitabın hatasız baskısını bulabilirsem kütüphanemdekini değiştireceğim.

Hatalı baskısına denk gelip yine de ısrarla okumayı seçecek olanların kesintisiz bir okuma yapabilmeleri için doğru sayfa sıralamalarını belirtmekte yarar görüyorum:

  • Sekizinci bölüm için 45-50’den sonra 52-53.,
  • Dokuzuncu bölüm için 51’den sonra 55-60.,
  • Onuncu bölüm için 54’ten sonra 62-66.,
  • On birinci bölüm için 61’den sonra 68-73.,
  • On ikinci bölüm için 67’den sonra 75-76.,
  • On üçüncü bölüm için 74’ten sonra 78-80.,
  • On dördüncü bölüm için 77’den sonra 82-89.,
  • On beşinci bölüm için 81’den sonra 91-94.,
  • On altıncı bölüm için 90’dan sonra 95-96. sayfalarla devam edilmeli.

Albert Schweitzer’in yaşamı kitapta 16 bölüm halinde anlatılmakta. Başlık verilmeyen, yalnızca numaralandırılan bu bölümler Albert Schweitzer’in önemli kırılma anlarına göre belirlenmiş:

  1. Doğumu ve çocukluğu,
  2. Müziğe olan tutkusu ve ortaokul çağı,
  3. Lise yılları,
  4. Üniversite yılları,
  5. Uluslarası tanınmasını sağlayan konserleri,
  6. Tıp Fakültesi’ni bitirmesi ve hekim olarak Afrika’ya gidişi,
  7. Afrika’daki zorluklarla geçen ilk zamanları,
  8. İlk hastanenin yapımı ve Albert’in ilahiyatçı yönünün açığa çıkması,
  9. Evinde tutsak tutulması, sonrasında da Avrupa’ya savaş esiri olarak götürülüşü,
  10. Tutsaklık günleri, biriken borçlarını ödemesi ve Afrika’ya geri dönüşü,
  11. Modern Lambaréné Hastanesi’nin açılışı ve evine dönüşü,
  12. Lambaréné için para bulma çabaları,
  13. İkinci Dünya Savaşı ve Lambaréné’ye dönüşü,
  14. Amerika yolculuğu ve Lambaréné-Gunsbach arasında geçen yaşamı,
  15. Peş peşe gelen ödüller,
  16. Yaşamının son anları ve tüm insanlığa, özellikle gençlere sesleniş metni.

14 Ocak 1875’de Fransa’ya bağlı Alsas’ın Kaysersberg köyünde doğmuş, çocukluğu babasının papazlık görevinden dolayı köyde geçmiş, doğa ve hayvan sevgisi bu yaşlarda oluşmuştur. Oldukça iyi bir eğitim almış olan Albert, babasının onu keşfetmesi üzerine çok erken yaşlarda müzikle, piyano ve orgla tanışmıştır.

İlerleyen yaşlarda Paris’e gitmiş, Bach’ın en zor eserlerini icrasıyla etkilediği müzisyen Charles Louis Widor‘un öğrencisi olmuş, müzik eğitimin yanı sıra İlahiyat Fakültesinde din ve felsefe eğitimi almıştır. Okulunu bitirince de papazlık yapmış, sonra da okuduğu okulunun müdürü olmuştur. Bir yandan verdiği din ve felsefe eğitimleri, bir yandan düzenlediği konserlerle oldukça tanınmış Avrupa’nın aranan müzisyenlerinden olmuştur.

Ancak, bu şöhretli ve konforlu yaşamı dergide okuduğu bir haberden dolayı (Afrika için misyonerlerin yetersiz olduğu belirtilmekte ve destek istenmekteydi) bir anda değişmiştir. Ancak o, oraya din adamı olarak değil de en ihtiyaç duydukları biri olarak gitmek isteyerek, otuzu aşkın yaşına rağmen zorlu bir tıp eğitimi alıp doktor olmuş, sonra da bütün konforunu, unvanlarını bir kenara bırakarak ve tüm çevresinin karşı çıkmasına rağmen o kendisine inanarak hemşirelik eğitimi alan Helene ile evlenmiş ve birlikte tamamen kendi olanakları ile toparladıkları malzemeleri ile Afrika’ya gitmişlerdir.

Yabancısı olduğu bir bölgede, tüm zorlu coğrafya koşullarına ve olanaksızlıklara rağmen hemşire eşi ile birlikte ilkel bir kulübeden oluşan hastanelerinde hizmete başlamışlar, kendilerine gelebilenlerle yetinmemişler, ormanın içlerindeki hastalara kadar ulaşmışlardır. Zamanla halk ona ‘beyaz büyücü’ demeye başlamış, hastanesi dolup taşmış, kendi kurdukları bahçelerde yetiştirdikleriyle kendi gıdalarını, kendi ilaçlarını yapmışlar, tam bir şifahaneye dönüştürmuşler o sazdan kulübeleri.

Ancak o arada başlayan Birinci Dünya Savaşı her şeyi mahvetmiş, hastanesi yıkılmış, Schweitzer ailesi Avrupa’daki toplama kampına gönderilmiştir. Çıktığında ise sağlığı bozulmuş, ekonomik gücünü yitirmiştir. Ancak, hep aklında hastanesinde olduğundan yeniden boş vakit bırakmaksızın çalışmaya başlamış, doktorluk yapmış, konserler vermiş, gittiği her yerde hastanesine destek istemiştir. Sonunda başarmış ve tekrar Afrika’ya gitmiştir.

Avrupa-Afrika arası yolculuklar ona hem ekonomik ve teknik hem de personel desteği bulmasına yardımcı olmuştur. Ancak, bu kez de İkinci Dünya Savaşı patlak vermiş, ailesini İsviçre’ye yerleştirerek hastanesine geri dönmüştür. Bir önceki savaştan edindiği tecrübelerine dayanarak Avrupa’dan gelen desteğin kesileceğini bildiğinden çalışmalarını bu kez Amerika’ya kaydırmıştır.

Yaşamının son dönemlerinde neredeyse ‘Onur Üyesi’ unvanını almadığı dünyada büyük üniversite kalmamıştır. 1952’de Fransa’nın en büyük ödülü kabul edilen, ahlak ve bilim yönünden insanlığa hizmeti geçmiş kişilere verilen ‘Onur Ödülü’nü almış, ayrıca Fransız Akademisi’ne üye olarak seçilmiş, aynı yıl Nobel Barış Ödülü’ne de layık bulunmuştur. Haberi tüm dünya heyecanla duyururken o, bu haberi Lambaréné’de hasta hayvanlarla ilgilenirken almıştır.

1957’de eşini kaybedince İsviçre’ye dönmüştür. Ancak, bu olay onu çok yıpratmış, sekiz sene sonra da vefat etmiştir. Öldüğünde geriye sevgi dolu kocaman bir yaşam ile mezarının da bahçesinde bulunduğu ve halen Lambaréné’de ücretsiz olarak bölge halkına sağlık hizmeti vermeye devam eden Hôpital Albert Schweitzer’i bırakmıştır.

Kitabın sonunda da Schweitzer’in Çocukluk Anılarım‘da (Aus meiner Kindheit und Jugendzeit, 1924) yer alan, özellikle gençleri işaret ederek tüm insanlığa seslendiği bir notu yer alıyor ki, oldukça kıymetli bu mirası duvarlarımıza asıp her gün okumamız gerekiyor:

“Belirli bir yaşa geldiği zaman insan, gençlik çağında değer verdiği düşünce ve inançları bırakmaya başlar. Ancak, deneyimler göstermiştir ki, gençlik idealleri her zaman haklıdır. Bu idealler, dünyada hiç bir şeye değişilmemesi gereken birer hazinedir.

İdeal, zaman zaman gerçeklerle anlaşamadığı için hırpalanabilir. Yine de, unutmamak gerekir ki, hırpalanan idealin gücü yok demektir. Büyük sır, yaşamı, hiç bir şeyin lekeleyemeyeceği temiz bir yürek, doğruluk, iyilik ve gerçekçilik anlayışı ile aşmaktır!

Ben, düşüncelerimi, duygularımı, ilk günkü gibi taze korumaya çalışan, iyiye ve gerçeğe olan inancımı değiştirmeyen bir insanım. Bunları sağlamak için de hiç durmadan savaştım. Aslında, böyle bir iç savaşı herkes yürütebilir. Bütün dünya gençliğinin atılabileceği en güzel savaş, bence budur. Çünkü, bu tür bir savaştan, ancak iyilik çıkabilir!

Çağımızda da, yalan maskesine bürünmüş olan kaba gücün, insanlığı her zamandan daha çok tehdit ettiği bir sırada, asıl gerçek, sevgi, barışseverlik, tatlılık ve iyiliğin, her türlü güçten üstün olduğuna inanıyorum. Dünya, en sonunda bu güçlerin olacaktır. Yeter ki, belirli sayıda insanlar yüreklerinde, sevgi ve barış duygularını koruyabilsinler ve yaşamlarında bunları sürekli olarak uygulayabilsinler…”(s,95-96)


  • “Özellikle dokuz ile ondört yaş arası insanlar gelecekte kazanacakları bilgilerin tohumlarını ekerler”(s.18)
  • “Ona [Schweitzer] göre, iyilik yapmak bir özveri olamazdı. İnsan, hemcinslerine karşı iyilik yaparak, yalnızca görevini yerine getirirdi.”(s.57)
  • “Bizler bir zamanlar, insanları yemek için öldürürdük. Hiç olmazsa öldürdüğümüz insan bir işe yarardı. Siz neden öldürüyorsunuz? Beyazlar insan eti yer mi?”(s.57)
  1. “The Story of Albert Schweitzer” etsy.com (Erişim 11.08.2025)
  2. “The Story of Albert Schweitzer (World Landmark Books)” amazon.com (Erişim 11.08.2025)
  3. “Anita Daniel” en.wikipedia.org (Erişim 11.08.2025)
  4. “Witold Mars” pl.wikipedia.org (Erişim 11.08.2025)
  5. “The Story of Albert Schweitzer” www.biblioguides.com (Erişim 11.08.2025)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir