Panait İstrati – Monique Jutrin-Klener

18 Mart 2022 – Köyceğiz;

Daha önce de başladığım ama devamını getiremediğim Istrati okumalarına bugün itibariyle yeniden niyetlendim. Disiplinim gereği okumalara yine Istrati’yi tanıyarak başladım. Daha önceden yaptığım taramalarda hakkında internette bir çok bilgi bulmama rağmen, hakkında yazılmış/çevrilmiş yalnızca bir tek kitap bulabilmiştim: Panait İstrati… Adını hiç duymadığım Monique Jutrin-Klener’le tanışmamız da bu sebeple olmuştu.

Panaït Istrati, un chardon déraciné
Monique Jutrin-Klener

Panait İstrati, Istrati hakkında basılı tek biyografik eser olduğu gibi, Jutrin-Klener’in de dilimize kazandırılmış tek kitabı. İlk olarak Panaït Istrati, un chardon déraciné adıyla 1970 yılında yayımlanan kitap, Nihal Önol tarafından 1971 yılında dilimize kazandırılmış. Bu eserin daha sonra yeni baskıları yapılmamış. Orijinal baskısı 305 sayfa olmasına rağmen bizdeki baskısı 182 sayfa. Varlık Yayınları’nın o dönemlere has klasik baskılarından biri. Yaşar Nabi’nin “Sunu” bölümünde belirttiği üzere yalnızca Istrati’nin hayatı ile ilgili kısmı çevrilerek kitap haline getirilmiş, eserlerinin incelendiği bölüme yer verilmemiş.

Çevirmen Nihal Önol hakkında ise hiç bir bilgi bulamadım. Bir çok kitabı dilimize kazandırmış biri olsa da, yalnızca ekşisözlük‘te çevirileri hakkında yorumlar bulunuyor. Onlar da ağırlıklı olarak olumsuz yorumlar, çoğu okur çevirilerini beğenmemiş.

Yeni baskısı bulunmayan Panait Istrati için sahafları gezmem gerekmişti. Eski kitap kokusunu seviyordum ve özlemiştim, iyi de olmuştu. Ancak, ne Karanfil Sokak’taki pasajda, ne de Adil İşhanı’nı ve Olgunlar Sokak’taki sahaflarda yoktu. İnternet ortamında yaptığım taramalarda da Cebeci’de bulunan bir sahafta, Eskicim Kitabevi’nde bulabilmiştim. Kendilerine sosyal medya üzerinden ulaşıp, talebimi iletmiştim. Birkaç gün sonra 23 Temmuz 2020’de Cebeci Cami önünde buluşarak kitabı elden teslim almıştım. Pandemiden kaynaklı çok hızlı bir alışveriş olunca kitabı getiren kişiyle maalesef birkaç cümleyi geçemeyen sohbetimiz olmuştu. Oldukça candan biri olan bu arkadaş sanırım kitabevinin sahibi Bülent Çelik’ti.

Sayfalarındaki yılların getirdiği sararmalar ve lekelenmeler, bir de sırtındaki küçük bir yıpranma dışında kitap oldukça temizdi. 5,00 TL karşılığında, önemli bir hazine olan konusundaki tek esere sahip olmuştum.

Panait Istrati (Monique Jutrin-Klener)

Panait Istrati-Monique Jutrin-Klener
Kitabın Adı:Panait İstrati
Orijinal Baskı:Panaït Istrati, un chardon déraciné (1970)
Yazarı:Monique Jutrin-Klener
Çeviren:Nihal Önol
Yayınevi:Varlık Yayınevi (1625) – Faydalı Kitaplar (113)
Baskı:1.Baskı – Ekim 1971, İstanbul
Yapı:Karton kapak, kitap kâğıdı sayfalar
Sayfa:182
Ölçüleri:11,8 x 16,8 cm
ISBN:

Kitap, “Sunu”, “Önsöz”, “Kronoloji”, “Panait Istrati ile Tanışma” ve “İçindekiler” bölümlerinden oluşuyor.

“İçindekiler” bölümü kitabın sonunda yer alıyor. Kitabı tanıyabilmek adına okumadan önce ihtiyaç duyulacak bu kısmın sona konmasını anlamak zor.

Monique Jutrin-Klener, “Panait Istrati ile Tanışma” ana başlığı altında ele aldığı yazarın yaşamını “Gençlik (1884-1896)”, “İsviçre’de (1916-1920)”, “Bir Fransız yazarının doğuşu (1921-1924)”, “Üne kavuştuğu yıllar (1925.1926,1927)”, “S.S.C.B.’ye yolculuk (Ekim 1927-Şubet 1929)”, “S.S.C.B.’den sonra (1929 ve 1930)” ve “Hiçbir şeye katılmayan adam (1930-1935)” alt başlıkları ile bölümleyerek yedi döneme ayırarak aktarmış, bir de yaşam öyküsünün bitimine “Sonsöz” eklemiş.


“Sunu” (4 sayfa) bölümünde Istrati’nin neredeyse bütün kitaplarını çeviren Yaşar Nabi‘nin giriş yazısı yer alıyor. Dostoyevski ve Tolstoy gibi yazarların devamı olarak gördüğü Istrati’nin onlar gibi olamamasını tamamen yaşadığı talihsiz yaşamına veren Nabi, ona olan hayranlığını bütün kitaplarını çevirerek gösterdiğini ifade etmektedir.

Yazarı hakkında bir kaç cümlelik bilgi de vermektedir. Jutrin-Klener’in, Istrati’nin doğduğu ve yaşadığı yerleri, Romanya’dan başlayarak adım adım dolaştığını, hatta bu esnada Romence dahi öğrendiğini, başta karısı olmak üzere Istrati’yi tanıyan ne kadar insan varsa konuşabilmek, belgeler toplayabilmek için bir çok ülkeyi dolaştığını belirterek, kitabın ne zahmetlerle ortaya çıkarıldığını anlatmaktadır.

Kitabı dilimize çevirirken yalnızca Istrati’nin hayatı ile ilgili kısımlarını esas aldığını, eserlerinin incelendiği bölüme yer vermediğini, bunun için ayrı bir çalışma yapılacağını da belirtmektedir.


Sunu“nun ardından Jutrin-Klener’in “Önsöz”ü (5 sayfa) yer alıyor. Büyük bir kısmını kendine destek olanlara teşekkür ettiği yazısında Avrupa’da Istrati hakkında kapsamlı bir çalışma yapılmadığını, 1940’dan bu yana eserlerinin dahi yeniden basılmadığını aktarmaktadır.

Romanya’da yazar hakkında yazılar kaleme alındığını ancak, Istrati’yi tüm olarak ele alan ilk incelemenin Alexandru Oprea‘nın 1964 yılında kaleme aldığı Panait Istrati olduğunu ifade etmektedir.

Jutrin-Klener, kendi çalışması için de “Istrati’nin bazı karanlık kalmış dönemlerinin incelendiği, yaşantısının aslına tümüyle uygun kronolojik bir araştırma” demektedir.


“Kronoloji” bölümünde (4 sayfa) Istrati hakkında önemli olaylara ve kaleme aldığı eserlere ilişkin dikkat çekici bilgilere yer verilmektedir. Bu bölümden dahi yazarın hayatı hakkında kabaca bir fikir sahibi olabilmek, eserlerini belirleyebilmek pekala mümkün olmaktadır.


Biyografinin ilk bölümü olan “Gençlik Yılları (1884-1916)”, “Çocukluk ve İlk Gençlik”, “1900-1916” ve “Toplumsal Sorun ve Sosyalist Eylem” alt başlıklardan oluşmaktadır.

Yazar ilk yolculuğunu Istrati’nin yaşadığı köy olan Baldovineşti’ye yapmış, ilk bilgilerini de Istrati’yle kardeş torunlarından olan Marin Neagu’dan almıştır.

Gençlik Yılları (1884-1916)

Istrati’nin dedesi Tuna nehrinde kaçakçılık yaparken gümrükçüler tarafından öldürülünce ailesi dağılmış, iki kız -ki biri Istari’nin annesi Yoitza’dır-, Yunan kaçakçılara takılmış İbrail’e gitmiştir. Yoitza ile nikahsız yaşadığı Gerasim Valsamis’in sekiz yıl sonra ikinci bebekleri olmuştur. (10 Ağustos 1884). Adını her ne kadar Gerasim koymuşlarsa da aile ona ölen ilk çocukları Panait’in adıyla seslenmişlerdir.

Dokuz aylıkken babası ölünce annesi İbrail’de çamaşırcılık yaparak geçimini sağlamaya çalışmış, Panait altı yaşına kadar anneannesi ve dayısının ailesiyle yaşamıştır.

İlk iki öğretmeni onu okuldan soğutmuş, kaçmasına neden olmuşsa da üçüncü öğretmeni ona okuma yazmayı fazlasıyla sevdirmiştir. Bu arada sürekli ev değiştirerek ucuz evlerde oturmaya çalışmışlardır. Bu yoksul mahallelerinin birinde 25 yıl sonra Kodin olarak karşımıza çıkacak olan eski bir kürek mahkumu Calin ile dostluk kurmuştur.

1896’da ilkokulu bitirmiş, yoksulluktan okumaya devam edememiştir. Kimseye yük olmamak için bir meyhanede çalışmaya başlamıştır. O yıllarda tanıdığı kaptan Mavromati onun ufkunu açmış, hayal dünyasını genişletmiştir. Bir gün patronu onu Tuna Nehri’ni seyrederken yakalamış, işe geç kaldığı için döverek kovmuştur. 16 aylık ilk çalışma hayatı böyle sona ermiştir.

14-16 yaşları arasında limanda ırgatlık, bir çok yerde çıraklık ve ayak işleri yapmış, fabrikalardaki işçilerin yaşamlarına tanık olmuş, kabalık ve iğrençliklerine şahit olmuştur. Bu yüzden her zaman köylü olmayı işçi olmaya tercih etmiştir. Sürekli iş değiştiren ve serserice yaşayan Panait, sonunda duvar boyacılığında karar kılmıştır.

“Ben de o köylülerden doğmayım ve çocukluğumu onların araında geçirdim, işte bunun içindir ki kent işçisinin hafifliğinden hoşlanmam. Gökyüzü altında doğmamış, açıklıklar ortaında büyümemiş biri yaşantının ruhunu derinleştiremez.” (s. 30, İbradı Doklarında‘dan)

1898’de liman atölyelerinde çalışırken ilk kez liman ırgatlarının grevine tanık olmuştur. Burada işçilerin iş kapabilme mücadelelerine, iş dağıtımı yapan ekip şeflerinin adaletsizliklerini, “sınıfdaşlarının, patronlarına karşı alçalmalarını, köleleşmelerini, birbirlerini emek için başvurdukları alçakça entrikaları, oyunları” (s. 44) da görmüştür.

Arnavut börekçi Kir Nikola’nın yanında çalışırken plaçinta sanatını öğrenmiştir. Burada kitap okurken gördüğü Mihail Kazanski ile tanışmıştır. Kitap, -Istrati’nin gönderme yaptığını düşündüğüm- Alphonse Daudet‘nin Jack‘idir.

Sosyalist Parti ile ilişkileri 1904’de Mihail’le birlikte çalıştıkları iş bulma kurumunda başlamıştır. Burada önemli sosyalistlerle tanışmış, Sovyet ihtilaline destek vermek, çar yandaşlarının zulmüne ve Gorki‘nin hapsedilmesine karşı çıkmak için düzenlenen mitinglere katılmışlardır.

1906’da pasaportsuz biletsiz Mısır’a, yanına gitmeye değecek kadar büyük bir dostluktur bu. Bu yolculuk aynı zamanda Istrati’nin Akdeniz’deki serserice gezinmelerini de başlatmıştır. Çoğu zaman annesinin yalvarmalarına, ağlayıp dövünmelerine rağmen çıkmıştır bu yolcuklara. Genç yaşta yakalandığı ve onu sık sık rahatsız edecek olan verem için doktorlar Akdeniz havasının hastalığına iyi geleceğini söylemişlerdir.

1907’de Odesa’ya giden Mihail’le yolları ayrılmış, bir daha görememişse de bu yüce dostluk onda hep var olmuş, ömrü boyunca onu hep yanında hissetmiştir.

Sosyalizm, daha erken yaşlarda tanıştığı yaşam koşullarından dolayı ona yakın gelmiştir. Gençlik dönemlerinde okuduğu eserler de ondaki bu isyan duygusunu körüklemiş, “böyle ustalardan Tolstoy, Dostoyevski, Gorki, Balzac, Zola, Maupassant… kastederek- aldığı cesaretle daha iyi bir dünyanın, daha hakbilir bir toplumun düşünü kurmaya” (s. 44) başlamıştır.

Yazdıklarından anlaşıldığına göre Hristiyan inancından ise on yaşlarında uzaklaşmıştır.

Aynı yıl hayran olduğu Fransa’ya gitmek için Marsilya gemisine kaçak binmişse de yakalanmış ve Napoli’de gemiden atılmıştır. Burada kötü zamanlar yaşamış, açlıktan ölecek durumlara gelmiştir. Nihayet Mısır’a gitmiş, burada bir yaşlı bir Yahudi ile tanışarak Lübnan’a iş aramaya gitmişlerdir. Burada reklam tabelacılığı, sokaklarda reklam taşıyıcılığı, müzikhollerde pandomimcilik yapmış, 1908’de de İbrail’e dönmüştür.

Akdeniz’deki bu serseri gezişlerinde yaşadığı küçük mutluluklar onda çok paraya gerek olmadan hayatın pekala da güzel yaşanabileceği fikrini oturtur. Bu ünlü olduğu ileri yaşlarda da bu tavrı değişmemiş, para biriktirmemiştir.

“İstrati için paranın -yaşamın bütün tatlılıkların kapısını açan o sihirli sözcüğün- taşıdığı özel değerleri anlayabilmek için, bu bolluk ile doymamış seyirci olarak kalanların yoksulluğu arasındaki sefalet merdiveninin bütün basamaklarından geçmiş olmak gerekir.” (s. 38)

1900-1916 yılları arasında Sosyalist harekete ve basına katkı sunmuş olsa da serseri geçen yıllarda süreklilik sağlayamamıştır. Bazı dergilerde makaleleri yayımlanmış, bir süreliğine Rominia muncitoare dergisine yazar olarak atanmıştır.

1909’da İbrail liman işçileri sendikası kurulmuş, sekreterliğine de Istrati seçilmiştir. Toplumsal kargaşalıkların yaşandığı bu dönemlerde bir grev gösterisinde bazı arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmıştır. Grevin nedenlerine, işçilerin ve köylülerin nasıl sömürüldüğüne ilişkin isyana çağıran makaleleri büyük ses getirmiştir. En çok da hitap ettiği işçi kesiminin okuması için mücadele vermiştir.

Bu yıllar aynı zamanda edebi eserlerini de yazmaya başladığı yıllardır ve Akdeniz’deki yolculuklarını anlattığı öyküler edebiyat eleştirmenlerinin dikkatini çekmeye başlamıştır.

1913’de tutkuyla istediği Paris’e nihayet gitmiştir. Orada tavsiye üzerine gittiği ayakkabıcının sıcak karşılaması dışında pek bir şey bulamaz. 10 yıl sonra Kira Kiralina’yı ayakkabı dükkanının deposunda yazacaktır. İş bulamaması ve yalnızlık çekmesi onda bu şehre dair düş kırıklığı yaşamıştır.

1914’de Romanya’ya geri dönmüştür. Ancak, sosyalist hareket içerisinden çok sevdiği arkadaşı Stefan’ın ölümü onu çok sarsar. Onun için “bu adamı yitirmek beni hareketten soğutmuştu. Gururlanabileceğimiz tek insan, sosyal-demokrat sürüsünün boyunduruk altına girmemiş tek ihtilalcisi o idi” (s. 51, 1918 tarihli yayımlanmamış Moş Popa‘dan) demiştir. Giderek parti ve işçi basınından kopmaya başlamıştır. Hayatını duvar boyacılığı ve domuz yetiştiriciliği ile kazanmaya devam etmiştir.

Halk edebiyatına ve köylü yaşamına duyduğu ilgiden, her türlü parti disiplininden uzak durmasından, bireyci özgürlüğünden vazgeçmemesinden sosyalist hareket içerisinde çatışmalar yaşamaya başlamıştır.

1915’te Yahudi asıllı sosyalist militan Jeanette Maltus ile evlenmişse de fırtınalı evliliği kısa sürmüştür.

İsviçre’de (1916-1920)

1916’da domuzlarını satıp, Romanya’nın savaşa girmesinden önce ülkesinden ayrılmış ve İsviçre’de veremlilerin tedavi edildiği bir köye yerleşmiştir. Bu gidişinin savaştan kaçmak mı, hastalığının tedavisi için mi, yoksa hayatında değişiklik yapmak istemesinden mi gerçekleştiği bilinmemektedir.

Burada 4 ay eve kapanıp Fransızcayı öğrenmiştir. İlk okuduğu kitap Fransız yazar François Fénelon‘un Les aventures de Télémaque (Telemakhos’un Maceraları, Dergâh Yayınları, 2021) olmuştur, ancak hiç bir şey anlayamamıştır. Bu kitap Osmanlıca’ya çevrilen ilk batılı roman olması bağlamında bizim açımızdan da önemlidir. Yusuf Kâmil Paşa tarafından 1859’da Mecmua-ı Fünun’da Terceme-i Telemak adı altında yayımlanmıştır.

Yalnızca sözlük kullanarak hastalık derecesinde 4 aylık bir çabadan sonra dil sorununu çözmüştür. Rousseau, Voltaire, Pascal, Montaigne ne bulursa okumaya çalışmıştır. Bu okumalar esnasında kendini bulduğu Martin Eden (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014) ile tanışmıştır.

İki yıl sürecince telgraf direkleri dikme, sokaklarda kar kürüme, traktör sürücülüğü, cephane fabrikasında işçilik gibi on kadar farklı işte çalışarak hayatta kalmaya çalışmıştır.

1919’da 3 ay sanatoryumda yatmıştır. Bu süre içerisinde ziyaretine gelen bir gazeteci ona Romaind Rolland‘ın önce üçlü Vies des hommes illustres (Tolstoy’un Yaşamı, Yapı Kredi Yayınları, 2021; Michelangelo: Bir Dehayı Anlamak, Zeplin Yayınları, 2020; Beethoven: Aklın Sınırlarını Aşmak, Zeplin Yayınları, 2018)’ı sonra da Jean-Christoph (Jean-Christophe, 3 cilt, Yapı Kredi Yayınları, 2018)’unu mutlaka okumasını önermiş, o da çıkar çıkmaz Jean-Christoph‘u yutarcasına okumuştur. Aradığı kişiyi bulmuştur.

Bu esnada İbrail’den önce bir dostunun sonra da annesinin ölümü haberini almıştır. Bütün uyarılarına rağmen onu yalnız bırakarak gitmiş olmanın, son günlerinde yanında olamamanın azabını ömür boyunca taşımıştır.

Dinlediği bir konferansta Tolstoy’un yakın dostu ve biyografı olan Paul Birukoff‘un Tolstoyizm’i överek, Marksizm’i “ruha hiçbir şey sunmayan ahlakdışı bir öğreti” olarak tanımlamasına karşılık cevap niteliğinde Marksizm’i savunan ve Komünizm’e katılışının başlangıcı olan ilk Fransızca makalesini kaleme almıştır. Bu yazı La Feuille gazetesinin ilk sayfasında yayımlanmış, ardından da Istratiye yazarlık teklif edilmiştir.

La Feuille için iki makale daha yazmıştır. Bunlardan bir tanesi “Bir işçinin Henri Barbusse’e açık mektubu”dur. Barbusse, okuma listemde ilk sıralarda yer alıyordu, büyük tesadüf oldu. Farklı bir açıdan tanıyabilmek adına önemli olduğunu düşündüğüm bu yazıyı maalesef bulamadım.

Bir gazetede Rolland’ın şehrine geleceğini öğrenmiş, hemen kendisine 16 sayfalık bir mektup yazmıştır. Ancak, Rolland otelde 10 saat kalıp ayrılınca mektup eline geçmez.

  • “Yürekleri kelime perendebazlıklarının çok üstünde, insan sevgisiyle, iyilikle dolu olanlar, bütün emeklerini bu uğurda harcamış ve insan topluluğuna, içlerindeki tanrısal cevherden bir şeyler katmak için didinmekten ömürleri boyunca geri kalmamış edebiyatçılara saygı duyar, onlara beğenilerinin ön safında yer vermekten kaçınmazlar.” (Sunu, s. 5)
  • “Klâsik Fransız inceliğinin çerçevesi içinde kapalı kalmayarak, yeryüzünün sefalet bataklığında givil givil kaynaşan insan kalabalığının üzerine bir peygamber şefkatiyle eğilmiş olan Tolstoyların, Dostoyevski’lerin soyu tükenmiş değildir. İşte çağımızda bir Istrati de, bu dev adamlarla, oranı ne olursa olsun, aynı yolun ateşli bir yolcusu olarak karşımıza çıkıyor.” (Sunu, s. 5)
  • “Bu eserin içinde hüner göstermek amaciyle yazılmış tek satir yoktur dersek fazla mübalâğa etmiş olmayız. Onun bize anlattıklarının hepsi duyulmuş ve yaşanmış şeylerdir. Ama o, bayağı bir kolleksiyoncu gibi, her gözüne ilişeni kitaplarına istif etmiş de değildir. Onun anlatılmaya lâyık gördüğü şeylerde hep insanca bir ders saklıdır. Hem de ne ustaca saklıdır. İstrati’nin asıl hüneri en yüksek ahlâk derslerini, hattâ bazan açıkça bir ahlâksız gibi görünmeyi de göze alarak, hiç hissettirmeden vermesini bilmesidir. Bir su çabukluğile akıp giden eserlerinin içimizde kalan tortusudur ki, üzerinde düşünmesini bilenlere, onun büyüklüğünün sırrını açıklar.” (Sunu, s. 6)
  • “Hak uğruna savaşan bir insanın yüreği, savaşının anlamsızlığı karşısında kanamaktan başka ne yapabilir ki?” (s. 22)
  • “Dostluk… Seni açıklayamıyorum: senin türkünü çağırmak isterdim…” (s. 33, Mihail)
  • “Adalet çok zaman oldukça ilkel bir dille zafere ulaşır.” (s. 43)
  • “Bu hareketin -sosyalizmi kastederek- her zaman ateşli hatta bazen sert bir yandaşı olmuşumdur. Bana göre bütün yaşam bir tek sözcükte, duygu sözcüğünde özetlenebilir. Bunun içindir ki, dostluğu dinlerin en canlısı sayan militanlardan başka kimseye bağlanmamışımdır. Doktrin ise bana vız gelir.” (s. 45, Istrati’nin yayımlanmayan 1927 tarihli makalesinden)
  • “Ah! Şu kahrolası iş! Bütün bu değerli zamanların koca bir gün şu budala mide uğruna harcanması. Şu yaşam artık gırtlağıma kadar geldi.” (s. 46, 31.07.1965 tarihli Luceafarul)
  • “Hayvan gibi yaşama: oku, gece gündüz oku! Gerçeği arayan insanların yazdığı eserlerde, sen de gerçeği bulacaksın, o seni daha iyi, daha hakbilir bir dünyaya götürecektir.” (s. 48, Rominia muncitoare)
  • “Hiçbir zaman hiçbir şeyi yarım yamalak başaramadım. Ya bütün benliğimi vermek veya hiç vermemek, tutkulu kişilere uygun düşen ve onlara gerçek başarılar sağlayan tek yoldur.” (s. 55, 01.10.1927 tarihli Les Nouvelles Littéraires)
  • “İnsanın n kadar sevinçli veya ne kadar kederli olduğunu söyleyecek bir dostunun bulunmaması korkunç bir şey!” (s. 57, Liber amicorum R. Rolland)

Kaynaklar:

  1. https://www.placedeslibraires.fr/livre/9782915830880-panait-istrati-un-chardon-deracine-monique-jutrin/
  2. https://ro.wikipedia.org/wiki/Panait_Istrati
  3. https://ro.wikipedia.org/wiki/Alexandru_Oprea
  4. https://www.academia.edu/23866209/Panait_Istrati_omul_revoltat_Repere_pentru_o_literatura_a_contestatiei
  5. https://www.edebiyatvesanatakademisi.com/Icerik.aspx?a=/e/YORUMLAR/Tanzimat-Edebiyat%c4%b1/Edebiyat%c4%b1m%c4%b1zda-%c4%b0lk-%c3%87eviri-Romanlar/%c5%9eahamettin-Kuzucular/e3443608-d0f4-4242-b02a-5b2f39cd0807

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.